Haber Detay

GİMDES Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer ve helal sertifika -1

4.8.2013 01:18:24

GİMDES Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer ve helal sertifika -1

Mustafa Yıldız: Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran tartışmaların başında ''Yediğimiz gıdalar ne kadar güvenli?'' sorusu bulunuyordu.



VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı bu konuyla ilgili iki farklı liste yayınladı. Tartışmalar alevlendi. Acaba kahvaltı soframızda nasıl bir tehlike gizli? İşte bu tartışmaları başlatan kurumlardan birisi olan GİMDES'in başkanı Hüseyin Kamil Büyüközer şimdi stüdyoda konuğumuz. Kendisiyle işte bu tartışılan konuların hepsini konuşacağız ve helal gıda da sertifika verilmesinin ilk yılı doldu. Neler değişti? Neler artık daha farklı? Bütün bunları kendisine soracağız. Efendim hoş geldiniz yayınımıza.

Hüseyin Kamil Büyüközer: Hoş bulduk efendim. Hayırlı yayınlar olsun inşallah.

Mustafa Yıldız: Teşekkür ediyoruz. Şimdi ''Helal Gıda Sertifikası vereceğiz.'' demenizin üzerinden bir yıl geçti ve o günden bu güne şüphesiz bir şeyler değişti. Neler değişti?

Hüseyin Kamil Büyüközer: Tabi çok önemli. Toplumun bilinç seviyesi değişti. Firmaların artık böyle gelişi güzel ürün üretip insanlara yediremeyeceği noktasına gelindi ve çok önemli işte bakanımızın, bakanlığımızın açıklamalarına ifade buyurdunuz. Dolayısıyla bakanlık da bu konuda artık ketumluğunu, gizleme davranış biçimini değiştirerek teşhir etmeye başladı. Bunlar hep önemli gelişmeler. Çünkü hakikaten toplum bu konuda sahipsiz bir psikoloji durumuna getirildi. Yani ne yediğini, ne içtiğini kesin doğru bilgilerle öğrenecek imkanları elhamdülillah bu GİMDES'in çalışmalarıyla büyük ölçüde ortaya geldi ve bu imkanlar bugün gördüğünüz gibi sorgulama dönemini başlattı. Üniversitelerdeki hocalarımız sessizliğini bozdular. Bu konulara artık hangi kanala geçerseniz geçin mutlaka bu konuyla ilgili bir üniversite akademik hüviyete sahip insanımız bilgi vermeye başladı. Bunlar güzel bir şeyler ama daha işin başındayız onu da ifade etmek istiyorum. Neden? Çünkü aşağı yukarı bizim tespitimize göre kırk bin kadar üretici firma var Türkiye'de. Üretim yapılıyor kırk bin civarında. Bunların ancak biz %1 'ini dahi kontrol edecek duruma ulaşamadık. Bunlar inşallah zaman içerisinde hızla büyüyerek kontrol çizgimiz içerisine girince zannediyorum biraz daha Türkiye'nin görüntüsü farklı olacak. Çünkü dünya böyle bir değişim içerisinde. Düşünebiliyor musun bugün envai türlü ülkelerde Helal Sertifikalı, güvenilir bir Helal Sertifikalı bir ürün girmemişse, gelmemişse gümrüğe ona izin vermiyorlar. Yani böyle bir sıkı uygulamalar yavaş yavaş başlıyor. Dolayısıyla bütün dünyada bu Helal Sertifikalı ürün trendi büyük aşamalar gösteriyor bugün ki ortamda ki normal. Neden? Çünkü iki milyar Müslüman yaşıyor dünyada ve bunlar bugüne kadar böyle bir bilgiye sahip değillerdi. Böyle bir bilinç sistemi içerisinde hareket edemiyorlardı. Bugün o sanki o şeyler çemberler efendim o zincirler kopartılmış ve artık her bulunduğu yerde Müslüman bunu sorgulamaya başladı. Türkiye'de de büyük ölçüde sorgulama başlamış ve büyük bir gelişme kat etmiş durumda şu anda.

Mustafa Yıldız: Evet. Tabi şimdi baktığımız zaman helal gıda eşittir sağlıklı gıda. Sizden Helal Sertifikası alsın yada almasın asıl olan şey daha da genişletirsek Müslüman olsun yada olmasın asıl olan şey tüketicinin sofrasına gelen ürünün sağlıklı olması. Ona zarar vermeyecek olması. Ama bakıyoruz mesela şimdi arkadaşlarım da ekrana yazmışlar kahvaltı sofrasına gelen salam,sucukta at eti çıkıyor. Eşek eti çıkıyor. İşte o tek tırnaklı şeklinde bahsedilen yada işte dana diyor içinde tavuk çıkıyor. Domuzu zaten saymıyoruz bile. Domuz da çıktı zaten. İşte o kremalarda GDO kullanılıyor. Hadi bazı firmalar tamam bunları yıllardır yapıyorlardı. Artık Türk toplumu olarak da nerdeyse artık aşina olduk diyebiliriz. Ama baktığımız zaman büyük firmalar da dana demiş içine tavuk koymuş. Ötekisi işte içine GDO'lu ürünleri katmış. Bitkisel yağı dayamış fındık ezmesinin içine. Fındık ezmesi diye sattığı şeyin içine daha doğrusu. Problem nerden kaynaklanıyor?

Hüseyin Kamil Büyüközer: Tabi burada tamamen etik bir sıkıntı var yani bizim toplumumuzda büyük bir dejenerasyon oluşmuş. Ahlaki dejenerasyon var. Düşünebiliyor musunuz kendi komşusuna, kendi arkadaşına, kendi soydaşına, kendi efendim dindaşına madik atmak, kazık atmak gibi bir hesapla iş yapmaya çalışıyor. Bu tabi normal bir sosyal olay değil. Tamamen bir hastalıklı yapının ortaya getirdiği bir şey. E bu da senelerdir eğitim politikamız efendim işte ticaretteki ters yanlış uygulamalarımız ve devlet yapısındaki bir takım dejenerasyonlar bizi bu noktaya getirdi. Yani bu kendiliğinden gelmedi. Yani bir kötülük geliyorsa zaten inanca sahip bir insan bir yere kötülük gelmişse mutlaka onun sebebini kendisinde araması lazım. Bakın eski Osmanlı'ya ait bir güzel anekdot şey yapmak istiyorum. Bir fırıncı. Fırıncı çok titizlik gösteriyor hani gramajına kalitesine her şeyine titizlik gösteriyor. Yani eski Osmanlı tipi bir olay. Ama bir gün fırınında fare dolaştığını görüyor.Şimdi biz bu gün fare dolaştığını görsek hemen bir kapan ve o fareyi yakalayacak sistemi düşünürüz. Hayır. O adam demiş ki ''Bu bir bela. Bir musibet bu.Ben bir yanlışlık yaptım. Bu yanlışlığı bulmam lazım'' Tek tek bütün elemanlarını incelemeye alıyor. Her şeyini takip ediyor. En sonunda ekmeğin tartısını yapan noktadaki eleman on beş yirmi gün önce işe alınmış. Tartıya dikkat etmiyormuş. Yani bir kilo tartacağı yerde dokuz yüz doksan gram çıkıyor. Dokuz yüz bilmem şu kadar çıkıyor. Suçluyu yakalıyor. Onu da atarken, işten atarken böyle üzerine şey yapmıyor. ''Oğlum işte sana şu kadar veriyorum, işte şunu da veriyorum buna sen başka yerden şey albenim ihtiyacım yok'' diyor onu gönderiyor. Oraya getirdiği yeni adamla durumu düzeltiyor. Ertesi günler gene gözü fırının içersinde bakıyor ki kaç gündür fare çıkmamış. Bu, bu kadar önemli bir şey. Yani biz hatayı arayacağımız yerde, hatayı, hatanın sonucunda oluşan şeyi acaba başka usullerle nasıl defederiz'in içine giriyoruz.

Mustafa Yıldız: Günümüzde bu tür esnaf veya üretici bulmak gerçekten zor ama ben aslında size şunu soracağım ; siz bir yıldır daha uzun süredir bu denetimleri yapıyorsunuz. Nelerle karşılaştınız? Daha doğrusu biz ne yiyoruz sofrada?

Hüseyin Kamil Büyüközer: Tabi yani şimdi iyi niyet. Şimdi tabi size şunu ifade edeyim ki bizim yediğimiz içtiğimiz gıdaların içerisinde akla hayale getiremeyeceğimiz bir takım bize yabancı olması icap eden maddelerin katıldığını görüyoruz. Mesela diyelim ki bir unlu ürünün içerisine E920 Avrupa standardına göre bildirilen bir katkı maddesi, sis tayin denilen bir katkı maddesi. Bunun bugün dünyada üreten fabrikaların ifadelerine göre kullandıkları hammaddeler insan saçı ve domuz kılı. Şimdi düşünebiliyor musunuz bunlardan yapılmış bir tozu evde, efendim iş yerlerinde, üretim yerlerinde işte şu özelliklerini saydığım.

Mustafa Yıldız: Unlu mamullerde mi kullanılıyor? Amacı ne bunun?

Hüseyin Kamil Büyüközer: Evet unlu mamullerde. Bu şeyi yumuşatıyor. Kolaylaştırıyor. İşçiliği kolay. Mesela diyelim bir yufka yapacaksınız. Bu yufkayı normal elle yaptığınız zaman bir saatte bitiyorsa ; bu maddeyi koyduğunuz zaman yarım saatte on beş dakikada siz istediğiniz inceliğe getirebiliyorsunuz. Evet mesela pizzada,pizzanın fırında çıktığı gibi uzun müddet dayanmasını istiyorsak bu tozu koyuyorsunuz kabarık kabarık vitrinde durabiliyor.

Mustafa Yıldız: Çok ilginç. Hala kullanılıyor mu madde? Domuz kılı ve insan saçından yapılma. Siz söylüyorsunuz da E920 isimli bir katkı maddesi.

Hüseyin Kamil Büyüközer: Ki bu madde bazı öksürük şuruplarında, balgam söktürücü ilaçlarda dahi kullanılabiliyor. Bunu bilmiyor tabi insanlarımız bilmiyor.

Mustafa Yıldız: Tabi şimdi E920 deyince bizim için hiç bir şey ifade etmiyor ya da sistain mi demiştiniz? Sistain deyince bizim için hiç bir şey ifade etmiyor.

Hüseyin Kamil Büyüközer: Evet çok önemli bunlar bilinmiyor. Şimdi esasında bugün gün yüzüne çıkan olaylar daha çok böyle makro boyutlu olaylar. Sığır etli salama efendim işte tavuk eti de karıştırmışlar.

Mustafa Yıldız: Belki de en masumu onlar.

Hüseyin Kamil Büyüközer: Evet kesinlikle en masumu kalıyor. Onlar da ahlaki bakımdan kötü şeyler ama çünkü %100 dana eti diyorsunuz içinde falan çıkıyor. Bide onu düşünün tavuğun bir de normal eti olsa. Kemiğinin öğütülmesiyle, bilmem nesiyle elde edilmiş bir takım ürünler onlar da katılabiliyor. Dolayısıyla tabi bu bir ahlaki olay. Bugün toplumun bir erozyon, ahlak erozyonuyla karşı karşıya kaldığımızı bilmemiz lazım. Dolayısıyla ahlak eğitimini yapma konusunda devletin bütün imkanlarını seferber etmesi lazım. Yetişen çocuklarımızın, yeni yetişen çocuklarımızın en azından bu girdaptan kurtarılmasına çalışılması lazım. Yani çok boyutlu bir olay bu. Sadece yakalayıp ceza vermek meseleyi halletmiyor. Bunların kötülük içine işlemişse bu her halükarda yapabilir mesela şimdi biz şimdi tavuk kesim hanesinde mutlaka elle kesimi şart koşuyoruz.

Mustafa Yıldız: O da. Bir izleyici onu sordu hemen yayın öncesinde. Mesela ''elle kesilmekle,giyotinle kesilmek arasında ne far var?'' dedi. ''Neden giyotinle kesince helal olmuyor?'' dedi mesela.

Hüseyin Kamil Büyüközer: Şimdi tabi şimdi neden helal olmuyor? Çünkü bin beş yüz yılda, bin dört yüz küsur yıldan beri Peygamberimiz (Sav)'dan beri öğrenilen metotla. Böyle kesilmiş ve Kur-an'ı Kerim'de de ''besmele çeksin kesecek adam'' şeklinde. Demek ki burada bir şey var.

Mustafa Yıldız: Mesela giyotinle kesilen tavuğa toptan besmele çekse olmuyor mu?

Hüseyin Kamil Büyüközer: Olmaz ki. Olmaz ki öyle bir şey. Neden olmaz? İşte bunun fıkhı şeyleri var. Mesela hatta Hanefi mezhebinin en önemli kaynaklarından bir tanesinde ta kaç sene evvel,kaç yüzyıl önce iki tane koyun üst üste konsa,kasap bıçağı eline alsa, bir tane besmele çekse ve en üsttekini kesse alttakini ondan sonra kesse ama besmele çekmese ona ; ''alttakini yiyemezsin diyor.''

- 3. Helal ve Sağlıklı Ürünler Fuarı - İstanbul 2012 (Fotoğraflar)

- 2. Helal ve Sağlıklı Ürünler Fuarı - İstanbul 2011 (Fotoğraflar)


- 1. Helal ve Sağlıklı Ürünler Fuarı - İstanbul 2010 (Fotoğraflar)